Bu Şehirin Asıl Sorunu Kirlenmiş Vicdanlardır
Hiç bu kadar kirlenmemişti bu şehir...
Hiç bu kadar kirlenmemişti bu şehir...
Sokakları değil, vicdanları kirlendi. İnsanları değil, karakterleri değişti. Doğrunun yerini çıkar, ahlakın yerini menfaat aldı.
Bugün herkes bir başkası adına bir başkasıyla kavga ediyor. Ama adına kavga demeyelim. Çünkü kavga bile bir onur taşır, bir ahlak sınırı bilir. Burada ise sınır diye bir şey kalmadı.
İftira atmak sıradanlaştı.
Hakaret etmek marifet sayıldı.
İnsanların namusuna dil ve el uzatmak, ailesini hedef almak, itibar suikastı yapmak normalleştirildi.
Birileri para için susuyor, birileri makam için konuşuyor, birileri de çıkar uğruna her gün başka bir maskeyle karşımıza çıkıyor.
Kendinize gelin!
Biraz insan olun...
Siyasete bakıyorsunuz; devleti düşünen yok, milleti düşünen yok. Herkes kendi hesabının peşinde.
İktidardaki koltuğunu ve kasasını büyütmenin derdinde...
Muhalefetteki ise günü geldiğinde o koltuğa oturup aynı kasayı doldurmanın hesabında...
Sloganlar değişiyor ama zihniyet değişmiyor.
Millet sadece seçim zamanı hatırlanıyor, seçim bitince unutuluyor.
Bu düzenin ortak dili; rant...
Ortak inancı; para...
Ortak hedefi ise banknot...
Bu çarkın içinde kirlenmeden kalabilen herkese saygıyla selam olsun.
Peki ya biz?
Gazeteciler...
Toplum adına hesap sorması gerekenler...
Ne hale geldik?
Kalemini satanlar, vicdanını da sattı.
Gerçeği yazmak yerine sipariş haber yapanlar, gazeteciliği pazara çıkardı.
Bir siyasetçinin sözcüsü olmak gazetecilik değildir.
Bir makam sahibinin tetikçiliğini yapmak gazetecilik değildir.
Birilerinden gelen telefonla haber silmek gazetecilik değildir.
Para karşılığı susmak da gazetecilik değildir.
Kalemşörlük, gazetecilik kisvesi altında işlenen en büyük meslek ihanetidir.
Sonra dönüp "Neden kimse bize güvenmiyor?" diye soruyorsunuz.
Çünkü güveni siz yok ettiniz.
İnsanlar artık habere değil, haberin kimin hesabına ve kim tarafından yapıldığına bakıyor.
Çünkü siz buna sebep oldunuz.
Sokağa çıkın...
Bir kahvehaneye oturun...
İki kişiyi dinleyin.
Bakın insanlar sizin hakkınızda ne konuşuyor.
Kimin ağzını açsanız "alçak" diyor.
Kime sorsanız "tırşıkçı" diyor.
Bunları söyleyenler gazeteciliğe düşman olduğu için değil; gazeteciliğin düştüğü hale isyan ettiği için söylüyor.
İnanın, en büyük zararı siyasetçiler vermedi bu mesleğe...
En büyük zararı, gazeteci kimliğini kullanıp menfaat peşinde koşanlar verdi.
Bugün geldiğimiz noktada artık yaptığımız işten değil, aynı meslek çatısı altında anılmaktan utanıyoruz.
Çünkü üç kuruşluk menfaat uğruna satılan her kalem, binlerce dürüst gazetecinin emeğini de kirletiyor.
Unutmayın...
Kalemini satan, bir gün mutlaka sahibini de değiştirir.
Vicdanını satan ise artık hiçbir zaman gazeteci olamaz.
Ve bilin ki...
Bu şehri iftiralar değil, iftiraya sessiz kalanlar kirletti.
Bu şehri yalanlar değil, yalanı alkışlayanlar çürüttü.
Bu şehri siyasetçilerden önce; doğruları üç kuruşa satanlar tüketti.
Gerçek er ya da geç ortaya çıkar.
O gün geldiğinde, satılmış kalemler kırılır...
Ama onuruyla yazanların mürekkebi asla kurumaz.